Dolmabahçe Sarayı

Dolmabahçe Sarayı

 

Kabataş-Beşiktaş arasında bulunan Dolmabahçe Sarayı da Topkapı Sarayı gibi en çok ziyaret edilen yerler arasında. Boğaziçi kıyısında görkemli mimari yapısı ve sergi salonları ile İstanbul’da mutlaka görmeniz gereken yerler arasındadır. 17. yüzyıla kadar Boğaziçi’nin koylarından biri olan bu yörenin; Altın Yapağı’yı aramaya çıkan Argonotların efsanevi gemisi Argos’un demirlediği, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethi sırasında Haliç’e indirmek üzere gemilerini karaya çıkardığı yer olduğu ileri sürülür.

Dolmabahçe Sarayı Açılış saatleri: 
Pazartesi ve Perşembe günü hariç her gün 09.00-16.00 saatleri arasında açıktır. ; Tel:(0212) 236 90 00

Osmanlılar döneminde kaptan paşaların donanmayı demirledikleri, geleneksel denizcilik törenlerinin yapıldığı doğal bir liman görünümünde olan bu koy; 17. yüzyıldan başlayarak dönem dönem doldurulmuş ve Dolmabahçe adıyla padişahların Boğaziçi’ndeki has bahçelerinden biri konumuna getirilmiştir. Tarihsel süreç içinde yaptırılan köşk ve kasırlarla donatılan Dolmabahçe; zamanla Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anılan bir saray görünümü kazanmıştır. Beşiktaş Sahil Sarayı, Sultan Abdülmecid Dönemi’nde (1839-1861) ahşap ve kullanışsız bulunarak 1843 yılından başlayarak yıktırılmış ve aynı yerde günümüze dek gelen Dolmabahçe Sarayı’nın temelleri atılmıştır. Yapımı, çevre duvarlarıyla birlikte 1856 yılında bitirilen Dolmabahçe Sarayı 110.000 m2 yi aşan bir alan üstüne kurulmuş ve ana yapısı dışında 16 ayrı bölümden oluşmuştur. Bunlar saray has ahırlarından değirmenlere, eczanelerden mutfaklara, kuşluklara, camhane, dökümhane, tatlıhane gibi işliklere uzanan bir dizi içinde, çeşitli amaçlara ayrılmış yapılardır.

Bu yapılar arasına Sultan II. Abdülhamid Dönemi’nde (1876-1909) Saat Kulesi ve Veliahd Dairesi’nin arka bahçesindeki Hareket Köşkleri eklenmiştir. Dönemin önde gelen Osmanlı mimarları Karabet ve Nikoğos Balyan tarafından yapılan Saray’ın ana yapısı; Mabeyn-i Hümâyûn (Selâmlık), Muayede Salonu (Tören Salonu) ve Harem-i Hümâyûn adlarını taşıyan üç bölümden oluşur. Mabeyn-i Hümâyûn; devletin yönetim işleri, Harem-i Hümâyûn; Padişah ve ailesinin özel yaşamı, bu iki bölümün arasında yer alan Muayede Salonu’ysa; Padişah’ın devlet ileri gelenleriyle bayramlaşması ve kimi önemli devlet törenleri için ayrılmıştır. Ana yapı denize paralel bölüm boyunca bodrumla birlikte üç katlıdır. Harem dairelerinin bulunduğu kara tarafına uzanan bölümde ise musandıra (tavan arası) katlarıyla birlikte dört katlı bir yapı özelliği kazanmaktadır. Biçimde, ayrıntılarda ve süslemelerde gözlenen belirgin batı etkileri imparatorluğun son döneminde değişen estetik değerlerin bir yansımasıdır. Öte yandan mekan örgütlenmesi oda ve salon ilişkileri açısından geleneksel Türk Evi plan tipinin çok büyük boyutlarda uygulandığı bir yapı bütünüdür.

Beden duvarları taştan, iç duvarları tuğladan, döşemeleri ahşaptan yapılmıştır. Çağın teknolojisine açık olan saraya, 1910-12 yıllarında elektrik ve kalorifer sistemi eklenmiştir. 45.000 m2 lik kullanılır döşeme alanı, 285 odası, 46 salonu, 6 hamamı ve 68 tuvaleti vardır. Padişahın devlet işlerini yürüttüğü Mabeyn; işlevi ve görkemiyle Dolmabahçe Sarayı’nın en önemli bölümüdür. Girişte karşılaşılan Medhal Salonu, üst kat ile bağlantıyı sağlayan Kristal Merdiven, elçilerin ağırlandığı Süfera Salonu ve padişahın huzuruna çıktıkları Kırmızı Oda; İmparatorluğun tarihsel görkemini vurgulayacak biçimde süslenmiş ve döşenmiştir. Üst katta yer alan Zülvecheyn Salonu; padişahın Mabeyn’de kendine özel olarak ayrılmış dairesine bir tür geçiş mekanı oluşturmaktadır. Bu özel dairede, padişah için mermerleri Mısır’dan getirilmiş görkemli bir hamam, çalışma odaları ve sultanın günlük yaşantısını sürdürdüğü yemek ve dinlenme odaları yer almaktadır. Bu bölümde yer alan ve Halife Abdülmecit’in kitaplarından oluşan kütüphane dikkat çekici mekanlardandır. Harem ve Mabeyn bölümleri arasında yer alan Muayede Salonu; Dolmabahçe Sarayı’nın en yüksek ve en görkemli parçasıdır. 2000 m2 yi aşan alanı, 56 sütunu, yüksekliği 36 m’yi bulan kubbesi ve bu kubbeye bağlı yaklaşık 4,5 tonluk İngiliz yapımı avizesiyle bu salon, sarayın diğer bölümlerinden belirgin bir biçimde ayrılmaktadır. Salon, bodrumdaki tesislerden elde edilen sıcak havanın sütun diplerinden içeri verilmesiyle ısıtılmakta, böylelikle soğuk mevsimlere rastlayan törenler daha sıcak bir atmosferde yapılabilmekteydi. Geleneksel bayramlaşma töreni günlerinde, Topkapı Sarayı’nda bulunan altın taht bu salona getirilerek kurulur ve padişah bu tahtta devlet ileri gelenleriyle bayramlaşırdı. Dört yandaki galeriler ise törenler sırasında marşlar çalan Saray Orkestrası’na, yabancı diplomatlara ve törenleri izlemek üzere davet edilen konuklara ayrılmıştı. Dolmabahçe Sarayı’nın Batı etkileri altında, Avrupa saraylarından örnek alınarak yapılmış bir saray olmasına karşılık, işlevsel kuruluşu ve iç mekan yapısında “Harem”in eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da ayrı bir bölüm olarak kurulmasına özen gösterilmiştir. Ancak Topkapı Sarayı’nın tersine, Harem, artık saraydan ayrı tutulmuş bir yapı ya da yapılar topluluğu değildir; aynı çatı altında, aynı yapı bütünlüğü içinde yerleştirilmiş özel bir yaşama birimidir.

Dolmabahçe Sarayı’nın yaklaşık üçte ikisini oluşturan Harem bölümüne, Mabeyn ve Muayede Salonu’ndan geleneksel ayrımı vurgulayan demir ve ahşap kapılarla kesilmiş koridorlardan geçilmektedir. Haremde Boğaziçi’nin yansımalarıyla aydınlanan salonlar, sofalar boyunca sultan ve valide sultan’a tahsis edilmiş daireler bulunmakta, sultanların eşlerinin, belirli bir yaşa gelene kadar şehzadelerinin ve evlilik yaşına kadar kızlarının yanısıra çeşitli görevleri olan kadınların, yatak odaları, çalışma, dinlenme ve yaşama odalarının bulunduğu daireler sıralanmaktadır. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün İstanbul’da bulunduğu dönemlerde kullandığı çalışma ve yatak odaları da Dolmabahçe Sarayı Harem bölümünde yer almaktadır. Dolmabahçe Sarayı’nın selamlık bölümünden sonra Harem bölümü de restore edilmiş ve ziyarete açılmış bulunmaktadır. Osmanlı sultanlarının günlük yaşamlarında kullandıkları değerli porselenler, gümüşler, ve diğer kıymetli küçük objeler Saray’ın Selamlık gezisinde görülebilen iki “Değerli Eşyalar Sergi Salonu”nda müze içinde müze anlayışıyla düzenlenen vitrinlerde sergilenmektedir. Harem bahçesinde yer alan “İç Hazine Binası” Milli Saraylar Saat Koleksiyonu’ndan örneklerin bir araya getirildiği bir “Saat Müzesi” olarak düzenlenmiştir. Birbirine bağlı üç salondan oluşan saat müzesinde İngiliz ve Fransız saatlerinin yanı sıra Osmanlı Mevlevi saat ustalarının yaptığı çok özel saatler de sergilenmektedir. Özgün dekorasyonlarıyla müze saray olarak ziyarete açık bulunan saraylarımızın kullanıldıkları dönemlerde gerek günlük yaşam içinde gerek özel günlerde kullanılmış pek çok eşya bugünkü dekorasyon düzeni içinde yer bulamamaktadır. Geçmiş yıllarda saraylarımız içinde farklı mekanlarda depolanmış bulunan porselen, cam, kristal, ve gümüş sofra takımları, muhtelif zamanlarda yapılan yenilemelerle korumaya alınmış ipekli perdeler ve tüller, havlu ve peçete takımları, saraylarımızda elektrikli aydınlatmaya geçilmesinden sonra kullanım dışı kalan çok sayıda gümüş şamdan, kaloriferle ısıtma başladığında depolara kaldırılan döküm sobalar, odunluk ve maşa takımları, resmi dairede saray katipleri tarafından kullanılmış yazı takımları, gibi pek çok eşya Dolmabahçe Sarayının tarihi mutfakları olan Matbah-ı amire binasının depo-müze olarak yeniden düzenlenmesiyle bir araya getirilmiştir. Daha önceleri farklı mekanlarda depolanmış bulunan koleksiyonun örnekleri artık ziyaretçiye açık çağdaş bir depo mekanında sergilenmektedir. Depo müze olarak düzenlenen mekanın hemen karşısında yer alan büyük mekan ise Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi olarak düzenlenmiştir. Mekan Milli Saraylar koleksiyonundan seçilen eserlerden oluşturulan temalı sergilerin yanı sıra çağdaş sanat sergilerine de tahsis edilmektedir. Saat Kulesi, Mefruşat Dairesi ve Harem bahçelerinde ve Depo Müze’de ziyaretçilere yönelik kafeterya hizmetleri veren bölümler ve hediyelik eşya satış reyonları oluşturulmuş, bu reyonlarda Kültür-Tanıtım Merkezi’nce hazırlanan ve Milli Sarayları tanıtıcı bilimsel nitelikte kitaplar, kartpostallar ve çeşitli hatıra eşyanın yanı sıra Yıldız porselen fabrikasının ürünleri de yer almaktadır.

 

Mimari ve İç Mekan
İstanbul’da Boğaziçi’nin ayrı bir yeri vardır. Osmanlı Sultanları, Lâle Devri’nden itibaren, yaz aylarında ve av zamanlarında kısa sürelerle Boğaziçi kıyılarında yaptırdıkları sahil saraylarında kalmışlar, kış aylarını ise imparatorluğun yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı’nda geçirmeye devam etmişlerdi. Batıya açılma hareketine yön veren Sultan II. Mahmud’un, Topkapı Sarayı’ndan ayrılarak Boğaziçi’ne taşınmaya karar vermesi ile beraber Osmanlı hanedanı evini, 19.yüzyılın ilk çeyreğinde Suriçi’nden Boğaziçi’ne taşımıştır.

Türk Baroğu özelliklerini taşıyan ahşap Çırağan Sarayı’nı yaptıran Sultan II. Mahmud’un bu tercihi, içe kapalı Osmanlı sarayı imajını değiştirme ve çağdaş yaşam tarzına geçme isteğinin bir ifadesi olarak yorumlanır. Osmanlı hanedan üyeleriyle birlikte, saray ileri gelenlerinin yeni yerleşim bölgesi de Boğaziçi kıyılarıdır artık. Sultan II. Mahmut’tan sonra tahta geçen oğlu Sultan Abdülmecid de saltanatına babasının yaptırdığı Çırağan Sarayı’nda başlar. Genç sultanın aklında, kendi adına mevcut saraydan daha geniş, görkemli ve dayanıklı bir sarayın inşa edilmesi fikri vardır. Bu istek doğrultusunda Beşiktaş sahilinde uzanan köşkler dizisini yıktıran Sultan Abdülmecid, 1843 yılında, buradan Kabataş’a doğru uzanan alan üzerinde, inşaatı yaklaşık 13 yıl sürecek Dolmabahçe Sarayı’nın yapımını başlatmıştır. Dünyanın en güzel suyollarından biri olan Boğaziçi’nde, 18 ve 19. yüzyıllar boyunca inşa edilmiş, Osmanlı sivil mimarlığında batılılaşma dönemi eserleri olarak kabul edilen yapıların en görkemlisi olan Dolmabahçe Sarayı, anıtsal boyutları ve sentez mimarlık anlayışıyla dünya kültür mirasının en önemli eserleri arasında yerini alır.

Osmanlı hanedanından 6 padişaha ve son halifeye ev sahipliği yapan sarayın yapımı için Bina Emini Altunizade İsmail Zühtü Paşa, Hassa Kalfalarından Garabet Balyan, oğlu Nikoğos Balyan ve bir grup Hassa Kalfası görevlendirilmiştir. Dolmabahçe Sarayı’nın geleneksel Osmanlı saraylarından en önemli farkı; zaman içinde ihtiyaca yönelik yapılan ek binalarla büyüyen bir saray olmak yerine, devlet yönetimi ve hanedanın ikameti için gerekli tüm birimlerin birarada tasarlandığı, plan ve üslup bütünlüğüne sahip bir saray olmasıdır. 1856 yılında kullanılmaya başlanan saray, dönemin sosyal ve sanatsal eğilimlerini ve saray örgütündeki değişimleri açıkça izleyebileceğimiz bir yapılar grubu olarak karşımıza çıkar. Günümüzde, Dolmabahçe Camii’nden başlayarak Depo Müze işlevi verilen “Matbah-ı Amire” yani saray mutfaklarına kadar, yaklaşık bir kilometrelik kıyı şeridinde uzanan saray kompleksi; Sultan Abdülaziz döneminde saray çalışanları için yapılan Akaret binaları ile birlikte yaklaşık 350.000 m2 ‘lik bir alana yayılmış durumdadır. Sultan II. Abdülhamid döneminde yaptırılan Saat Kulesi ile Veliaht Dairesi’nin bahçesine inşa edilmiş Efendiler Daireleri, saray kompleksine sonradan eklenmiş yapılardır. Saray Tiyatrosu, Rasathane, Hamlahane, Serasker Binası ve Has Ahırlar zaman içinde çeşitli sebeplerden ortadan kalkmış olup; Eczane, Tatlıhane, Baltacılar Koğuşu, Agavat Dairesi, Müsahiban Dairesi ve Veliaht Dairesi gibi saray birimlerini günümüzde farklı amaçlarla değişik kurumlar kullanmaktadır.

Ana Yapı
Dolgu zemin üzerine inşa edilen ve denize paralel uzanan ana yapı, geniş bir bahçenin ortasında yer alır. Selamlık, Muayede Salonu ve Harem bölümlerinden oluşan sarayı içine alan bahçe, bu mimari birimlerin sıralamasına uygun şekilde, Hasbahçe, Kuşluk Bahçesi ve Harem Bahçesi olarak birbirine geçişli üç bölüme ayrılmıştır. Selamlık bölümünü çevreleyen, Lübnan ve Çin gibi ülkelerden getirilmiş nadide ağaçlarla çiçeklerin yanı sıra, havuzlarla süslenmiş olan Hasbahçe’ye, Dolmabahçe Camii yönüne bakan “Hazine-i Hassa’” ve yol tarafında yer alan “Saltanat Kapı”dan girilmektedir. Osmanlı padişahları saraya karadan gidiş gelişlerinde Saltanat Kapısı’nı, denizden gelişlerinde ise bu kapının tam karşısında bulunan rıhtım kapısını kullanırlardı. Cuma günleri padişahın, Cuma namazı için at üzerinde Dolmabahçe Camii’ne gidişlerinde ise Hazine-i Hassa kapısı kullanılmış, saraya gelen misafirler ve devlet büyükleri de bu kapıdan içeri alınmışlardır. Hazine-i Hassa Kapısı’nın deniz yönünde yer alan Paşa Dairesi, padişahların hazine ve maliye işlerine bakan üst düzey görevlilerin çalıştığı, sadrazamların saraya denizden gelişlerinde giriş yaptıkları bir bölümdür. Bu binanın kara tarafındaki simetriğinde ise Mefruşat Dairesi yer alır. Sarayın Selamlık girişi, Hazine-i Hassa kapısı ile aynı aksta olduğundan, saray girişten itibaren hemen algılanabilir. Neo Klasik, Barok ve Ampir üslubun sentezi kabul edilen Eklektik tarzdaki mimari yaklaşımla inşa edilmiş olan Dolmabahçe Sarayı’nın beden duvarları taş, ara duvarları tuğla, döşemeleri ise ahşaptır.

Selamlık bölümü yarı zemin üzerinde iki kat olarak toplam üç kat; Harem bölümü ise musandıra katlarıyla birlikte dört kat olarak inşa edilmiştir. Bu iki bölümün orasına yerleştirilen Muayade Salonu, bu bölümlerden daha yüksek tutulmuş olup, sarayın ihtişamını ifade eden anıtsal cephe düzenlemesi ile hayranlık uyandırmaktadır. Saray, plan özelliği açısından, ortada büyük bir sofa ve bu sofaya açılan köşe odalardan oluşan bölümlere sahiptir. Türk Evi Plan Tipi’nin karakteristiğini yansıtan bu planda salonlar, batılı saray mimarilerinde sık görülen uzun koridorlarla birleşirler. Tek çatı altında, 14.595 m2 lik bir alana kurulan bu büyük yapıda, 285 oda, 43 salon, 6 balkon, 6 hamam ve biri padişaha diğeri Valide Sultan’a hizmet veren iki mutfak bulunmaktadır. Saray’ın çatı kaplaması kurşundandır. Yapıldığı ilk yıllarda aydınlatmasında mum ve havagazı kullanılan saraya elektrik, 1912 yılında Sultan V. Mehmet Reşad tarafından getirilmiş; ısıtmasında şömine, mangal ve soba kullanılan saraya 1910-1912 yılları arasında kalorifer sistemi yerleştirilmiştir. Ana yapının içinde bulunduğu bahçenin sınırları içinde, padişahın özel günlerde tören alaylarını selamladığı Camlı Köşk, saray hazinesinin saklandığı ve günümüzde Saat Müzesi olarak kullanılan İç Hazine Dairesi, Gedikli Cariyeler ve Kızlarağası Binaları bulunmaktadır.

Selamlık
Dolmabahçe Sarayı’nın Selamlık bölümü “Mabeyn-i Hümayun” olarak adlandırılır. Devletin resmi işlerinin yürütüldüğü, padişahın günlük çalışma ve kabullerini gerçekleştirdiği bu mekânda, zemin kat saray hizmetlilerine, birinci kat üst düzey saray görevlilerine, üst kat ise padişah ve konuklarına ayrılmıştır. Medhal Salon’dan girilen Selamlığın üst katına Kristal Merdiven’den ulaşılır. Cam – demir konstrüksiyonlu üst örtüye ve kristal parmaklıklara sahip bu merdiven, sarayın en görkemli salonlarından olan Süfera ve Zülvecheyn Salonları’nı da birbirine bağlar. Süfera yada bilinen adıyla Elçi Kabul salonu, duvar süslemeleri ve mobilyaları açısından Selamlığın en göz alıcı bölümünü teşkil etmektedir.

Hereke halıları, Bakara ve Bohemia kristalleri, Sevr ve Yıldız porselenleri ile döşenmiş bu salonun köşelerine, padişahın resmi kabul odası olan Kırmızı Oda, Misafir Bekleme Odası, Yemek Odası ve Veliahda ayrılan oda yerleştirilmiştir. Köşe odalar arasında kalan bölümlerinde oturma gruplarına yer verilen Süfera Salonu, padişahın resmi kabullerinde konuklarıyla müzik dinlediği bir salondur. Selamlık Bölümü’nde, harem halkının Ramazan ayındaki huzur derslerine yada düzenlenen nikah törenlerine katılmak üzere Harem’den çıkarak geldiği tek salon Zülvecheyn’di. Pek çok ziyafetin ve tiyatro temsillerinin verildiği bu salon, büyük kristal şöminesi ve sıradışı oval mimari formu ile dikkati çeker. Padişahın özel kabul ve görüşmelerine ayrılan Somaki Oda da bu salonun deniz tarafında yer alır . Hünkâr Hamamı, çalışma ve dinlenme odalarından meydana gelen İç Mabeyn bölümü, Zülvecheyn Salonu’nun hemen ardındadır. İç Mabeyn, Selamlık’ta tümüyle padişahın kullanımına ayrılmış özel bir dairedir. Son halife Abdülmecid Efendi, 1922 yılında özel kütüphanesini Veliahd Dairesi’nden buraya taşımış, saltanatın kaldırıldığı haberi kendisine bu dairede bildirilmiştir.

Muayede Salonu
Dolmabahçe Sarayı’nda Selamlık ile Harem bölümlerinin tam ortasında yer alan bu anıtsal salon, 2000 m2 yi aşan alanı, 36 metre yüksekliğindeki kubbesi, 56 sütunu, 4 köşe odası ve galeri katlarıyla ile sarayın en görkemli bölümüdür. Salonun kubbesi, dünyada sivil mimarlık kapsamında inşa edilmiş yarım kubbelerin en büyüğüdür. Kubbe ve tavan süslemelerinde gökyüzünün resmedildiği salonda 4.5 ton ağırlığında, İngiltere’den satın alınmış dev bir kristal avize bulunur. Salon Osmanlı döneminde dini bayramlaşmaların, resmi törenlerin ve resepsiyonların gerçekleştirildiği bir prestij mekanı olarak kullanılmış, sarayın açılış yemeği bu salonda gerçekleştirilmiştir. Zemin ve galeri katındaki pencerelerle oldukça aydınlık bir mekan olan salonun ısıtılmasında, sütunların altına yerleştirilmiş sıcak havayı alt kattaki külhanlardan sağlayan, hava kanallarından yararlanılmıştır.

Harem-i Hümayum
Harem, padişahın ve ailesinin evidir. İç mekan dekorasyonu Selamlık bölümüne oranla kısmen mütevazi olan bu bölümün, deniz kıyısından içe doğru uzanan L şeklinde bir planı vardır. Hünkâr Dairesi, Valide Sultan Dairesi, kadın efendiler ve ikballere tahsis edilmiş dairelerden oluşan Harem’de orta kat görevlilere, üst kat ise padişah ailesine ayrılmıştır. Kadınefendi ve ikballere tahsis edilen dairelerin musandıra katından zemine kadar inen ve dört katı birbirine bağlayan özel merdivenleri ve ayrı tuvaletleri bulunur. Harem’de dekorasyonda ağırlık verilen renkleriyle isimlendirilen iki görkemli salon vardır ki, bunlardan biri Mavi diğeri ise Pembe Salon’dur.

Padişahın, haremde yaşayan kadınların tahta çıkış ve bayram tebriklerini kabul ettiği Mavi Salon, Harem’in resmi yüzünü temsil eder. Bu salonu Pembe Salon’dan ayıran dairede Gazi Mustafa Kemal Atatürk kalmış, kendisi 10 Kasım 1938′de bu dairenin 71 numaralı odasında hayata veda etmiştir. Atatürk’ün kullandığı banyo ile banyonun giriş odasında sergilenen Ata’nın ilaç dolabı bu dairede bulunmaktadır. Pembe Salon, Osmanlı döneminde Valide Sultan’ın misafirlerini kabul ettiği ve onun izniyle Harem hanımlarının belli zamanlarda bir araya gelerek meşk ettiği bir mekandır. Harem halkına biri çifte hamam olmak üzere, zamanında 24 saat sıcak suyun aktığı toplam beş hamam hizmet vermiştir.

Saray Bahçeleri
Dolmabahçe Sarayı’nın kurulacağı alanın oluşturulması sırasında, Beşiktaş Hasbahçesi ile Kabataş’taki Karaabalı Bahçeleri arasındaki körfez, Bayıldım Bahçesi önüne kadar doldurularak iki yeşil doku birleştirilmiş ve çok geniş bir bahçeler topluluğu elde edilmiştir. Bugün, Dolmabahçe Sarayı; bu geniş ve oldukça iyi korunmuş yeşil alanın ortasında yer almaktadır ve saray duvarları içinde kalan bahçelerde Batılı anlayışta uygulamalar yapılmasına karşın, bu duvarların karşısındaki Bayıldım Bahçesi’nde Türk Bahçesi özelliklerinden vazgeçilmemiştir. Sarayın iç bahçeleri birbirine geçişli 5 ana bölümden oluşmuştur.

Hasbahçe
Mabeyn veya Selamlık Bahçesi olarak bilinen bu bahçe, Hazine Kapı ile Saray girişi arasındadır. Kareye yakın bir dikdörtgen biçimindedir. Sarayın ana eksenine göre simetrik olarak düzenlenmiştir. Ortada büyük bir havuz ve bu havuzu çevreleyen içiçe iki daire, bahçenin ana öğeleridir. Ağaçlar tarhların içinde yer alır. Bu düzenlemeler çeşitli Avrupa etkilerini taşırlar.

Kuşluk Bahçesi
Muayede Salonu’nun kara tarafında bulunmaktadır. Sınırları içindeki Kuşhâne ve Kuşluk Köşkü’nden dolayı bu adı almıştır. Hasbahçe’ye göre daha kapalıdır. Geometrik tarhları ve yuvarlak havuzu ile Avrupa etkisini sürdürür.

Harem Bahçesi
Harem bölümünü oluşturan ‘L’ biçimindeki bloğun kara tarafında yer alır ve daha çok bir iç avlu havasını taşır. Oval havuzu ve geometrik biçimli tarhlarıyla diğerlerine benzer özellikleri sürdürür. Harem Bahçesi’yle bağlantılı olan Veliaht Dairesi ve çevresindeki yapıların arasındaki bahçeler dördüncü büyük bölümü oluştururlar. Bahçe duvarlarıyla kesilen beşinci bölümde ise, saray örgütünün, Bendegân ve Musâhibân Dairesi gibi bazı önemli binaları bulunur. Deniz tarafındaki bahçeler, Hasbahçe’nin bir devamı olarak rıhtım boyunca uzanır. Böylece rıhtım boyu, bir uçtan bir uca görsel sınır getirmeksizin birleştirilmiş ve zarif yüksek demir parmaklıklarla bezenmiştir. Fisto görünümlü bu parmaklıklar, birbirinden eşit uzaklıklarda kurulmuş, üzeri bitkisel bezemeli ayaklara bağlanır. Bahçe düzenlemesinde yine geometrik tarhlara önem verilmiştir. Saltanat Deniz Kapısı’nın iki yanındaki tarhların ortasında ve Veliaht Dairesi bahçesinde birer havuz vardır.

Yukarıda isimlerini verdiğimiz bu bahçelerde Avrupa etkilerinin görüldüğü belirtilmiştir. Tarhların geometrik düzenlenmesi, tarhlarla heykel ve vazoların kullanılması, bahçe fenerlerine yer verilmesi ve bütün bu öğelerin tek düzeyde toplanması bu etkilerin başlıca tanıklarıdır. Öte yandan bahçelerdeki Avrupa etkilerinin bir nedeni de çalıştırılan bahçıvanların Batı ülkelerinden gelmesidir. Sultan Abdülmecid Dönemi’nde Bahçevanb aşı Alman Sester, yardımcıları ise yine Alman Fritz Vensel ve Koch Münika’dır. Diğer taraftan bu bahçelerde Avrupa ve Asya kökenli bitkilerin de kullanıldığı belgelerden anlaşılmaktadır.

Bu biçimsel etkili bahçelerde, Osmanlı etkileri de bütünüyle yok olmamıştır. Türk bahçelerinde rastladığımız gölgelik yaratma düşüncesi, doğal bir koruluk olan Bayıldım Bahçesi’nin düzeninde açıkça kendini belli etmektedir.

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s